Yalnızlık

"Geceleyin kapılar kapanıp da lambalar söndüğü vakit, odamda yalnızım deme, yine yalnız değilsin."
- Epictetos
Bir aşk hikâyesi yaşıyor insanoğlu. Tutkulu ve coşkulu; sevinç, özlem ve ıstırapla dopdolu, büyük bir aşk hikâyesi...
Henüz zaman yok iken, karanlığın rahmine düşen bir düşünce, söze dönüşünce başlamış her şey... Tanrı, içinde tasvir edemediği bir boşluk hissederek, sevgiyle fısıldamış: "Işık olsun!..." Öykünün gerisi malum. Işık halindeki Tanrı parçacıklarının kaynaktan kopuşlarıyla harekete geçen evrim (evolution), aynı zamanda geri dönüşün macerası (involution) olmuş.
Ruhların önce Tanrı'dan, sonra da birbirlerinden ayrılışlarını annesinin sıcacık varlığından kopan bebeğe benzetirim hep. Tanımadığı bir dünyaya, alışık olmadığı bir atmosfere geçişinin yarattığı o ilk şoku düşünürüm. Ve varoluşla birlikte, kelimelerle anlatılamayacak bir yalnızlığın başladığını, ruhlarımızın bilinmeyen bir köşesinde hala o acının sızladığını hissederim.
Tecrübe hanesinde sayısız çentiği olan ruhlarımızın yakından tanıdığı, taşınması ve katlanılması zor bir duygudur, yalnızlık. Çoğumuzun bir ömür boyu dolduramadığı, doyuramadığı bir boşluktur. Yüzyüze gelmemek için yalan üzerine yalan, uğraşı üzerine uğraşı icat ettiğimiz bu duygu, aslında bizi bütünleşmeye çağıran, sevgiyi bulmaya, Tanrı'yı tanımaya araç ve alet olan değerli bir arkadaştır.
Lütfen korkmayın ondan. Hatta, ister istemez anaforuna kapıldığınızda çırpınmayın bile. Bir müddet kapılarınızı dış dünyaya kapatıp, kendinizle başbaşa kalarak içinizdeki sihirli alemi, yalnızlığınızın fonunda keşfedin. O zaman anlayacaksınız ki, yalnızlığın panzehiri, yalnız kalmaktır...
Bir uğultu gibi gelen sessizliğin ilk anları çok zordur. Karmaşık düşünceler, anlatılamayan hisler silsilesine kapılıp giderken, ego yavaş yavaş çözülür. Seyircisi olmadığından maskelerini atmak ve kendisiyle dürüstçe diyalog kurmak zorunda kalan kişilik, yalnızlığında saklanan hazineyi bulabilecek kıvama böyle gelir.
"Artık kaçmana izin vermeyeceğim," diye kükrer yalnızlığı. "Ne kadar egoistsin! Maddeye odaklanarak, her gün yeni bir oyuncak arayarak, sevgi zannettiğin bir ilişkiden diğerine koşarak susturmaya çalışıyorsun beni. Ne yaparsan yap, hangi gruba dahil olsan ol, içindeki Tanrı'yla barışmadığın; yaralarını iyileştirip, taşıdığın ışığı hakkıyla yanısıtmadığın sürece bir hayalet gibi takip edeceğim seni."
Bilince balyoz şiddetiyle çarpan bu idrakın yarattığı etki, simyadaki "solve et coagula" formülü gibidir. Benlikte bir şeylerin eriyip yok olmasıyla, yeni bir oluşum başlar. Bizleri derinden sarsarak, varlığımızın özüne yaklaştırarak, evreni bir arada tutan mozaiğin salt aşkla örüldüğünü hatırlatır.
Kendini tecrit edilmişliğe inandıran zihnin pek kavrayamadığı bir olgudur bu. Oysa ki, "aşk"tır bizi birbirimize ve Yaratan'ımıza bağlayan...
Yalnızlığımızın karanlığında bizi bekleyen sürpriz işte budur.

Işık Menderes - 07/10/2003

 

Geri


 
Anasayfa | Hakkımızda | Programlar | Vitrin | Linkler | Yazılar | E-Bulten | Takvim | İletişim | English
Designed by Ol-Pe Tasarim ve Multimedya Ltd. Sti.